19 Şubat 2009 Perşembe

Evrensel Aydın Kimliği Üzerine-2 ve Türkiye Ölçeğinde Bir Tahlil

Geçen yazımda aydın tanımlamasıyla beraber bir aydında bulunması gereken beş temel özelliğe değinmiştim.Bunlar aydındaki nispeten ahlaki özelliklerdi.Bu yazımda ise evrensel aydın kimliğinin diğer özelliklerine-ki bunlar bir aydının daha çok keyfiyetiyle alakalı özellikler-Türkiye bağlamında değineceğim.

Gerçekten de Türkiyede aydın kimliğini üzerine konuşurken onun hangi gruba girdiğini tespit etmek önemlidir.Burada Prof.Dr. M.Şükrü Hanioğlu'nun yaptığı gruplandırmanın bize yararlı olacağını düşünüyorum:’’Günümüzde toplumumuzda dört tip aydın gruplaşmasının bulunduğunu belirtmek mümkündür.Bunlardan birincisi,kendilerini aydın olarak mütalaa eden,kökleri geçmişe inen,bürokrat entelektüel Ortodoksluğun savunucularıdır.Bağımsızlık karakteri bulunmayan bu kimselerin büyük çoğunluğunun devleti yüceltmekle,onun belirli bir tarihi ve toplumsal zeminde tesis etmiş olduğu entelektüel Ortodoksluğu her ne pahasına olursa olsun savunmayı eşanlamlı görmesi ilginçtir…Bu gruptaki bireyler açısından entelektüel Ortodoksluğa eleştiri yöneltmek,Barresin tavsif ettiği bir sadakatsiz hainler topluluğunun içine sokulmak için yeterlidir.İkinci grup,Drefyus müdafileri ya da Sovyet rejim karşıtları gibi temel eylem ve düşünce biçimi olarak protestoyu benimsemiş olan bireylerden oluşmaktadır.Buna ilaveten bu kimseler,ondokuzuncu asır Almanya’sında olduğu gibi entellektüelin’’ilerici’’,’’aydınlatıcı’’olması gerektiğini var saymakta, ona bir ‘’sorumluluk’’yüklemektedir.Üçüncü aydın kategorisi uzun süre dışlandıkları entelektüel tartışmaya yeniden dahil olmaya,bu kategori içinde yer almaya gayret eden muhafazakar entelektüellerdir.Dördüncü grup ise,bir anlamda,Lewis Feurer’in Fransa için ileri sürdüğü ‘’Yüksek Entelijansya’’ile bunu fikirlerini popüler hale getirerek yayan,medyanın mühim bir bölümünün oluşturduğu’’sıradan’’entelijansya kategorilerinden ikincisinin oluşturduğu bir kitle bulunmaktadır.Fransa’daki gibi bir yüksek entelijansyadan yoksun,bağımlı ve entelletüel niteliği son derece zayıf bu grubun,fikir üretimi zannettiğini aktarma yada yüksek sesle düşünme faaliyetini topluma entellektüelizm olarak takdimi ciddi bir kavram kargaşası yaratmaktadır…Bağımsız olamayan iki gruptan bürokrat Ortodoks savunucularının,en azından Osmanlı aydınları gibi,devleti yüceltmenin farklı yolları olabileceğini kabul etmeleri,medyada boy gösteren ‘’sıradan’’ aydınların kendisini yenilemesi mümkün gözükmemektedir.*

Burada ki aydın gruplarını kısa isimledirmek gerekirse birinci grup devletçi aydınlar,ikinci grup eleştirel-liberal aydınlar,üçüncü grup muhafazakar aydınlar,dördüncü grup ise sıradan-taklitçi aydınlardır.Bu aydın sınıflandırmasını yaptıktan sonra evrensel aydının keyfiyet özelliklerine geçmek istiyorum.Daha sonra bu özellikler ışığında yukarıda ki dört aydın grubunu değerlendirmeye çalışacağım.

1)Aydın değişime ayak uydurup onu takip edebilen kimsedir.Bir aydının kendi statik dünyası içinden sıyrılıp dinamik dünyaya entegre olması ancak değişim şuuruyla olabilir.Gerçektende yaratılışından beri insanoğlu sürekli bir gelişim halindedir.Ateş kullanımıyla uzay arasındaki bu yolculuğa bakılırsa değişimin boyutları anlaşılabilir.Özellikle batı dünyası yüzyıllardır bu değişimin lokomotifi olarak görünmektedir.Rönesans-Reform-Karşı Reform-Aydınlanma-Endüstri Devrimi zinciri Batı dünyasına 14.yy dan 19.yy a kadar müthiş bir dinamizm kazandırmıştır.En basit manasıyla Batıda tezahür eden bu değişim trendini algılamak,onu kendi tarihsel ve kültürel kimliğiyle beraber harmanlamak bir aydında olması gereken en önemli keyfiyet özelliğidir.Bu politik,ekonomik,kültürel değişimleri aydının mutlaka takip etmesi onu özümsemesi ve bir temele oturtması aydının kalitesini gösterir.Yukarıda ki aydın sınıflandırmasına baktığımızda birinci ve dördüncü grubun bu değişim trendini yakalaması Hanioğlu’nun da belirttiği gibi zor görünmektedir.Birinci grup devlet ekseninde güdümlü aydın rolü oynarken,medyada ki dördüncü grup yine bir üst grup güdümünde taklitçi rolü oynamaktadır.Bu iki grubun en önemli özelliği ise pozitivist söylemleri kendine temel olarak alması ve bugün post-pozitivist devri yaşayan Batıya ayak uyduramamasıdır.Ayrıca bu iki grup dogmalara karşı mücadele verirken bilimi başlı başına bir dogma haline getirmekte önemini sıklıkla vurgulamalarına rağmen bilim adına yeni bir şeyler ortaya koyamamaktadır.Batının değerlerini savunup aynı zamanda onları ülke menfaatlerine aykırı addetmek ilginç bir paradoks olarak görünmektedir.Dikkat çekici bir nokta ise üçüncü grup muhafazakar aydınların değişen dünyaya hızla ayak uydurma sürecidir.Son yıllarda kendi milli ve manevi değerlerine bağlı olan aydınlar Batının demokratik gelişmelerini içselleştirmiş ve Türkiye’ye yansımasını özgürlükler bağlamında görmek istemektedir.İkinci grup eleştirel aydınlar ise zaten kendilerine birey eksenli ve eleştirel bir rol çizdiklerinden statükoya karşı eleştirilerini geliştirmektedirler.Biz bunları bugün liberaller adı altında ülkemizde görüyoruz.Yolları ne olursa olsun bugün Türkiye’de birinci ve dördüncü grupla ikinci ve üçüncü grup arasında sert tartışmaların yaşandığıdır.Aydının değişime ayak uydurup onu takip etmesi bizi aydının ikinci özelliğine getirir.

2)Aydın dış kültürlere açık olan kimsedir.Gerçektende bir aydının dünyada ki değişen trendleri algılaması onun farklı kültürlere açık olmasıyla doğru orantılıdır.Bugün baktığımızda dünyada ki çoğu gelişmeler dış ülkelerde meydana gelmekte ve globalleşme çağında bir olay çok uzak mesafelerde yer alan ülkeleri aynı oranda etkilemektedir.Bir aydın, meslek grubu ne olursa olsun, ister Doğuda ister Batıda gelişen olayları takip etmekle ve bu olayları ülkesi adına yorumlamakla mükelleftir.Aydın kişi bu anlamda tanımaya çalıştığı kültüre hayranlık besleyip kötü körüne itaat etmek yerine onu ülke şartlarına göre uyarlamayı bilmelidir.Biz bunu en çok Batıya kayıtsız şartsız teslim olan aydınlarda görüyoruz.Aydının dış kültürlere açılırken en önemli aracı ise dildir.Aydın mutlaka dış kültürleri takip edecek dil donanımına sahip olmalıdır.Bu özellikten yoksun olan bir aydın sosyal bilimlerde ki bir tabirle ‘’kendi test tüpü içinde yaşamaya''mahkum olur.Aydının dış kültürlere açılma sürecini aydın gruplarımız adına değerlendirdiğimizde ilk grubun-bürokratik aydınlar-;Tanzimat sürecinden beri batılı değerlerle bütünleşme adına dış kültürlere açılma noktasında başı çektiğini görüyoruz.Bu konum Cumhuriyet döneminde hat safhaya çıkmış ve dış kültür çalışmaları-mutlak Batı yönünde-direkt olarak devlet ve bürokratik aydınlar tarafından yürütülmüştür.Günümüzde ise bu süreç ilginç bir şekilde tersine dönmüş görünmektedir.İlginç olan batılı değerleri ülkeye kazandıran bu bürokratik gelenek milenyumla gelişen yeni demokratikleşme ve özgürlük hareketlerini devletin bekasına karşı görmekte,Batılı değerleri her platformda övmesine rağmen yeni gelişmelerin gerisinde kalmaktadır.Dördüncü grubunsa bu grubun sözcülüğünü yaptığını belirtmeye gerek yok sanırım.Dış kültürlere açılma sürecinde ise bugün muhafazakar aydın grubuyla eleştirel-liberal aydın grubu arasında ise yakın diyalog görülmektedir.Özellikle demokratikleşme ve özgürleşme sürecinde statükocu yapıya karşı bu aydın grupları son dönem siyasetinde liberal söylemleri benimseyen AKP ile birlikte etkinliklerini artırmışlardır.Dış kültüre karşı açık olma özelliği bizi evrensel aydın kimliğinin bir diğer özelliğine getirmektedir

3)Aydın sentez yapabilen kimsedir.Aydının değişime ayak uydurması ve dış kültürlere açık olması ona yeni bir sorumluluk yüklemektedir.Bu sorumluluk sentez yapma sorumluluğudur.Aydın ne körü körüne mevcut durum savunucusu ne de kayıtsız şartsız teslimiyet örneğidir.Aydın yakaladığı değişim trendleri ve kültür çalışmalarını mutlaka kendi milli,kültürel ve tarihsel değerleriyle bütünleştirmeyi bilmelidir.Bir tez-antitez-sentez süreci içinde içinde mutlaka edindiği şeyleri bir potada eritmeyi bilmeli ve çağını doğru okumalıdır.Eğer aydın kişi mevcut durumu ayniyle savunup değişime kapanırsa statik bir yapı içinde döner durur,mevcut olanı ise yeniyi getirince atmaya çalışırsa taklitçi olur.Bu ifrat ve tefrit dengesine aydın kimse titizlikle dikkat etmelidir.Toplumumuzda ki dört grup aydından sentez kabiliyetine haiz olanlar özellikle muhafazakar aydınlar ve eleştirici-liberal aydınlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Günümüzde muhafazakar aydınlar değişim ve dış kültür tecrübeleriyle edindiklerini manevi değerlerle bağdaştırıp içselleştirmiş ve yepyeni bir senteze ulaşmışlardır.Günümüz demokratik gelişmelerine en istekli olarak bu grubu görüyoruz.Liberal aydınlarda yeni dünya şartlarında yepyeni sentezlere ulaşmakta ve değişen dünyaya ayak uydurmaktadır.Burada statüko yine birinci ve dördüncü grup aydına kalmıştır.Bu aydın grupları tarihsel süreçten günümüze maalesef taklit yada statiklik cenderesinde dönüp durmuştur.Buna en açık örnek dilden düşmeyen Batılı değerlerin kimi zaman kabul edilip kimi zaman reddedilmesidir.

4)Aydın olaylara interdisipliner bakabilen kimsedir.Bir aydında olması gereken diğer bir özellik değindiği olaylara çok farklı perspektiflerden bakabilme yetisidir.Bunu başarabilmek içinse aydın mutlaka farklı disiplinlerden yararlanmayı bilmelidir.Özellikle post-modernist dönemde gelişen akımlarda bu özelliği açıkça görmekteyiz.Sosyoloji,tarih,antropoloji,siyaset bilimi,uluslararası ilişkiler gibi birçok bilimdalından yararlanarak bir olgu üzerinde açıklayıcı bilgiyi edinmek mümkün görünmektedir.Olayları katı bir determinizme hapsetmeden açıklamak ancak bu yolla mümkün görünmektedir.Örneğin Osmanlı’nın gerileme süreci ne sadece dine ne de sadece dinden uzaklaşmaya bağlanmalıdır.Bunun dışında sebep-sonuç zincirine dışarıdan istem dışı etkiler mutlaka göz önüne alınmalı ve sağlıklı bir değerlendirme yapılmalıdır.Bu geniş bakış açısı evrensel aydının en vazgeçilmez özelliklerinden biri olmalıdır.Toplumumuzda ki aydın gruplarının bu yöntemi azami uyguladığı görülmektedir.Hatta bazen bir grupta beliren bakış eksikliğini diğer grup kapattığı durumlar az değildir.

5)Aydın özeleştiri yapabilen kimsedir.Evrensel aydın kimliğinin bir diğer özelliği ise özeleştiri yapabilme kabiliyetidir.Bu özellik aydının samimiyet ve kalite ölçütlerinden birtanesidir.Çünkü insan yapısı itibariyle mutlaka hata yapan bir varlık olduğundan ve aydında nihayetinde bir insan olduğundan yanlış yapması doğaldır.Burada olayın ahlaki yönünü teşkil eden mesele;aydının toplum adına sorumluluk üstlenen bir pozisyonu olduğundan,yaptığı yanlışları mutlaka dile getirmesi ve özür dilemeyi bilmesidir.Ünlü tarihçi Prof.Dr. Huricihan İslamoğlu bu konuda son derece güzel bir örnek teşkil eder;kendisi yazdığı bir kitabında sadece geçmişte yaptığı yanlışlarını yazmış;Huricihan şurada şöyle yanlış yaptı burada böyle hatalı davrandı demiştir.İşte bu özellik mutlaka her aydında olmalı ve aydın kendi muhasebesini sürekli yapmalıdır.Yeri geldiğinde kendisini eleştirmenlerden daha çok eleştirmeyi bilmelidir.Bizim dört grup aydınımıza baktığımızda bu konuda kesin bir hükme varmak,bu özellik bireysel bir yükümlülük getirdiğinden zordur.Bu meselede aydınlarımız homojen değildir.Kimi gruptaki aydınlar özeleştiriye açıkken kimi gruptakiler de bir o kadar kapalı gözükmektedir…

Osman Nuri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder