(İnsita hominibus natura violentia resistere)
Tacitus
Özgürlük kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüğünde iki anlamda tanımlanmaktadır. 1)Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî. 2)Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet…
Türk siyasi hayatına baktığımızda son 100 hatta 150 yıla özgürlük (ya da hürriyet) kelimesinin damgasını vurduğunu görürüz. İktidara aday olan ya da iktidara gelen partilerin ilk gündemi hep özgürlükler olmuştur. Özgürlük(liberty) 1789 Fransız Devrimi’nin dünyaya hediye ettiği üç kavramdan biridir. Ayrıca, Fransız Devrimi dünyaya eşitlik(equality) ve kardeşlik(fraternity) kavramlarını da hediye etmiştir. Bu üç kavram ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Tabi ki Avrupa’nın bir parçası olan Osmanlı İmparatorluğu da bu kavramlardan ve bu kavramlara bağlı olarak ortaya çıkan akımlardan yoğun bir biçimde etkilenmiştir. Bu etkilenme 19.yüzyıl’da Tanzimat Fermanı(1839) ile başlamış, 1856 Islahat Fermanı’yla devam etmiş, 1876’da I.Meşrutiyet’le merhale kat etmiş, 1908 Devrimi’yle doruğa ulaşmış ve nihayet 1923 yılında Cumhuriyet’i doğurmuştur.
Tarih metodolojisi açısından bir tarihsel olgunun nedenselliği çok önemlidir. Tarihsel olgunun nedenselliğinin nerede başladığını çözümlemek tarihçi açısından zor ama çok önemli bir meseledir. Tarihsel olguya yol açan nedenler hakkında nerede durulacağı sorusu her zaman sıkıntılı olmuştur. Fakat tarihçi nedensellik meselesinde geçmişte mutlaka bir başlama noktası bulmak ve kronoloji içerisinde bir nedensellik zinciri içerisinde ele aldığı olaya doğru ulaşmak zorundadır. Yoksa berrak bir tarihyazımına ulaşmak zor olacaktır. Bu noktadan bakıldığında biz özgürlük meselesini en sistematik ve ideolojik çerçevesi oturtulmuş anlamda ilk olarak 19.yüzyılda görmekteyiz dolayısıyla özgürlük üzerine konuşurken başlama noktamız 19.yüzyıl olmalıdır. Türkiye’de özgürlük meselesinin temelleri bu yüzyıldaki modernleşme çabalarıyla oluşturulan modern askeri-sivil bürokrasiyle başlamış süreç içerisinde buna karşı gelen güçler arasındaki mücadeleyle farklı şekillere evrilerek günümüze kadar gelmiştir. Yukarıda bahsettiğim nedensellik teorisi bağlamında özgürlük meselesinin tarihsel başlangıç noktasını II. Mahmut Dönemi olarak almalıyız, çünkü ilk defa bu dönemin devamı olan Sultan Abdülmecid Dönemi’nde özgürlük ya da hürriyet sevdalısı bir entelektüel sınıf ortaya çıkmıştır ve özgürlüğün ideolojik çerçevesini çizmiştir. Bu noktadan, özgürlük meselesinin başlangıç noktasını belirledikten sonra günümüze uzanan askeri-sivil bürokrat zinciri şöyle betimleyebiliriz; II. Mahmut’un reformları olmadan Genç Osmanlıları, Genç Osmanlılar olmadan Jön Türklerin bir grubu olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni(İTC), İTC olmadan Müdafaa-i Milliye Cemiyetlerini ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nı(CHF), CHF’yi anlamadan şimdiki CHP’yi anlamak mümkün değildir.
Aynı şekilde bürokrasiye karşı özgürlük bayraktarı olan grubun tarihsel zincirini şöyle betimleyebiliriz; Prens Sabahattin’in Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsi Cemiyeti olmadan önce Ahrar Fırkası’ni sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı(HİF), Ahrar ve HİF’i anlamadan Cumhuriyet Dönemi’nde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı(TCF) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı(SCF), TCF ve SCF’yi anlamadan 1945’te kurulup 1950’de tek başına iktidar olan Demokrat Parti’yi(DP), DP’yi anlamadan Adalet Partisi’ni(AP), AP’yi anlamadan Anavatan Partisi’ni(ANAP), ANAP olmadan nihayet günümüzde AKP’nin temsil ettiği siyasi geleneği anlamak mümkün değildir. Dikkat edilirse, siyasi gelenekler bir nedensellik zinciri halinde devam etmektedir. Elbette ki bu siyasi oluşumlara katkıda bulunan başka nedenler de olmuştur ve bu oluşumlar kesinlikle homojen değildir ancak genel çizginin bu şekilde olduğunu söylemek yanlış olmaz. İşte bu her iki siyasi geleneğe damgasını vuran en önemli söylev özgürlük olmuştur ve Türkiye’nin en önemli gelişmelerine damgasını vurmuştur. Örneğin, 1908 Devrimi, Cumhuriyet’in ilanı, 1950’de DP’nin tek başına iktidar oluşu, 3 Kasım 2002’de AKP’nin tek başına iktidar oluşu hep özgürlük söylevi ekseninde şekillenmiştir… Fakat şunu belirtmeliyim ki özgürlüğün bayraktarı olan siyasi grup zaman içerisinde değişmiştir. 1850’lerde Genç Osmanlılarla başlayan bürokrat özgürlükçüler İTC’ye evrilmiş, CHF bu mirası aynen devralmış buna muhalefet eden burjuva ve muhafazakârların partisi DP 1950’de özgürlük bayrağını devralmış ve AP-ANAP-AKP bağlamında mesele günümüze kadar gelmiştir. Her siyasi parti tabi ki kendi özgürlük söyleviyle gelmiştir. Fakat bu grupların hepsinin temel mücadele noktasını ‘’Devlet’’. Abdülhamit’e karşı yapılan özgürlük mücadelesi zamanla İsmet Paşa’ya ve CHF’ye karşı yapılmıştır.
Temel amacım tarihsel gelişimi içerisinde bir siyasal söylev olarak özgürlük meselesini İttihat ve Terakki Cemiyeti(İTC) ile Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) bağlamında karşılaştırmalı olarak ele almak. Bunu yaparken her iki siyasi oluşumun sosyo-ekonomik ve siyasal anlayışları hakkında derin yorumlar yapmak bu yazının fevkinde olduğundan buralara kısaca temas edip Türkiye’nin 100 yıl önceki gündemiyle şimdiki gündemi arasında, 100 yıl önceki siyasal söylev ile günümüzde ki siyasal söylev arasında fark olmadığını İTC ve AKP fotoğraflarına bakarak özgürlük bağlamında göstermeye çalışacağım. Bu ilk yazıda İTC’ye kadar özgürlük kavramının macerasına değineceğim.
18.yüzyıl boyunca Batılılaşmayı sadece askeri anlamda gerçekleştirmek isteyen Osmanlı yönetici sınıfı Fransız Devrimi’nin yaydığı etkiler dolayısıyla derin bir fikri değişikliğe uğramıştır. Dolayısıyla, 19.yüzyılda özellikle III. Selim’le (s.1789-1807) başlayan ve ondan sonra tahta çıkan (IV. Mustafa Dönemini saymazsak) II. Mahmut (s. 1808-1839) Dönemi’nde ordunun yanında eğitim, adalet ve siyaset sisteminde ciddi reformlar yapılmıştır. II. Mahmut tarafından yapılan bu reformların iki amacı vardı:1) merkezi-modern bir devlet oluşturmak, 2)devletin bütünlüğünü ve yok olan otoritesini artırmak. II. Mahmut birinci amacını yani merkezi devleti gerçekleştirmek isterken bunun en önemli aracı olan modern bir ‘’bürokrasi’’ oluşturma çabası içerisine girmiş ve bunu başarmıştır. Bu Türk siyasi hayatının en önemli olayıdır ve etkileri hala gözlenmektedir. Bu askeri-sivil bürokrasi içerisinden yetişen kadrolar tarihsel devamlılık prensibi içerisinde kendilerine biçtikleri modernleştirme rolüyle aktif olarak Tük siyasi hayatına 1860’lardan 1950’lere kadar(eğer yapılan darbeleri sayarsak günümüze kadar) damgasını vurmuştur. Tabi ki bu bürokrasinin yetiştirildiği okullar modernleşme sürecinin lokomotifi olmuştur. Mesela, II. Mahmut’un 1827 yılında kurduğu Mekteb-i Tıbbiye, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk nüvesinin oluştuğu kurum olmuştur. II. Mahmut’tan sonra oğlu Abdülmecid (s.1839-1861) tahta çıkmıştır. Abdülmecid tahta çıktığında Mustafa Reşit Paşa’nın teşvikiyle Tanzimat Fermanı’nı (nam-ı diğer Gülhane Hatt-ı Hümayunu) ilan ettirmiştir. Böylece 1876’da I.Meşrutiyet’in ilanına kadar sürecek olan Tanzimat Devri başlamıştır. Bu ferman ortak bir Osmanlı kimliği oluşturma yönünde atılan ilk adımdır. Abdülmecid Dönemi’nde II. Mahmut’un gerçekleştirdiği merkezi devleti güçlendirme hareketi devam etmiştir; Tanzimat Fermanı bunun en önemli kanıtıdır.
Abdülmecid’ten sonra tahta çıkan Sultan Abdülaziz Dönemi’nde (1861-1876) Türk siyasi hayatına damgasını vuracak bir hareket ‘’Genç Osmanlılar’’ ortaya çıkmıştır. Genç Osmanlıları yurtiçinde ve yurtdışında yetişen Osmanlı bürokratlarından oluşan homojen bir aydın grubu olarak tanımlayabiliriz. Genç Osmanlıların en önemli temsilcileri Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi, Ebüzziya Tevfik ve Ali Suavi’dir. Genç Osmanlılar 1865 yılında Genç Osmanlılar Cemiyeti’ni kurmuş ve muhalefetlerini sistematik olarak sürdürmek için Tasvir-i Efkâr ve Tercüman-ı Ahval gibi gazeteleri çıkartmaya başlamışlardır. Daha sonra muhalefetlerinden dolayı oluşan baskılar sonucu Namık Kemal ve Ziya Paşa Paris’e kaçmış, Mustafa Fazıl Paşa’nın desteğiyle orada faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Namık Kemal yine Mustafa Fazıl Paşa’nın desteğiyle Hürriyet Gazetesini çıkarmıştır. Genç Osmanlıların Türk siyasi hayatı açısından önemi ise ilk defa özgürlük(hürriyet) kavramını kullanmalarıdır. Bu grup devletin yürüttüğü merkezileşme hareketlerine karşı çıkmış ve sistemin liberal bir eleştirisini gerçekleştirmiştir. Genç Osmanlılar Fransız Devrimi’nden etkilenmiş, anayasal ve parlamenter bir rejimi(meşrutiyet) savunmuşlardır. Onlara göre devletin kurtulması için Avrupa’daki gibi parlamenter monarşiye geçmek şarttır. Bunun Genç Osmanlılar için anlamı ise ‘’hürriyet’’tir. Genç Osmanlıların 1860’larda Sultan’ın otoritesini halkla paylaşması için başlattıkları mücadele kendilerinden 63 yıl sonra 1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle sonuçlanmıştır. Ayrıca, Genç Osmanlılar hakkında akılda tutulması gereken bir diğer noktada kendilerinin seküler aydınlar olmadıkları ve Fransız Devrimi’nden esinlendikleri fikirlere İslami bir temel bulmaya gayret göstermeleridir. Özellikle Namık Kemal meşruti sistemin İslam’da var olan meşveretten bir farkı olmadığını dolayısıyla meşrutiyetin dine aykırı olmadığını ispatlamaya çalışmıştır. Peki, özgürlük fikrinin Osmanlı’daki ilk sahiplerinin mücadelesi nasıl sonuçlandı? Osmanlı İmparatorluğu’nun bürokrat-aydın sınıfı Genç Osmanlılar tarafından yayılan fikirlerden esinlenen Ahmet Mithat Paşa önderliğinde yüksek bürokrasiden bir grup tarafından yapılan bir darbeyle Sultan Abdülaziz 1876’da tahtan indirilmiştir. (bir rivayete göre Abdülaziz bilekleri kesilerek öldürülmüş bir rivayete göre intihar etmiştir). Yerine tahta V.Murat çıkmış fakat akli dengesi yerinde olmadığından meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit çıkmıştır. Kanun-ı Esasi 23 Aralık 1876 yılında ilan edilmiş, 1877 yılının ilk aylarında meclis açılmıştır. Böylece özgürlük süvarisi bürokrasi ilk zaferini kazanmış oluyordu. Fakat bu zafer fazla sürmemiş II. Abdülhamit 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sebebiyle 1877 Haziranında çalışmalarını durdurmuş, en sonunda 13 Şubat 1878’de meclisi kapatmıştır. II. Abdülhamit’in tek güç olma yolunda attığı bu adım ilerleyen yıllarda Türk siyasi hayatının dönüm noktası olacak yapıyı, İtiihat ve Terakki Cemiyeti’ni doğuracaktır…
Osman Nuri
Şubat-2009
İstanbul